
10 EYLÜL DÜNYA İNTİHARI ÖNLEME GÜNÜ BASIN AÇIKLAMASI
Her yıl 10 Eylül’de, intiharların önlenebileceğine dikkat çekmek ve bu konudaki toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Uluslararası İntiharı Önleme Derneği (IASP) tarafından “Dünya İntiharı Önleme Günü” olarak anılmaktadır.
“İntihar” bir kişinin sonucunun ölüm olacağını bilerek ve isteyerek kendi hayatına son vermesidir. İntihar, yalnızca ruh sağlığı alanını ilgilendiren bireysel bir sorun değil; sağlık, eğitim, sosyal hizmetler, yerel yönetimler, medya ve toplumun bütün kesimleri tarafından birlikte ele alınması gereken önemli bir sorundur.
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada her yıl 720 binden fazla insan intihar nedeniyle hayatını kaybediyor. Kaybettiğimiz her insanın ardından ailesinde, arkadaşlarında, iş çevresinde ve içinde yaşadığı toplumda uzun süre taşınan bir acı kalıyor. Ancak rakamların arkasında yalnızca kaybedilen hayatlar yok; zamanında fark edildiğinde, yargılanmadan dinlendiğinde ve uygun desteğe ulaştığında yaşamla bağı yeniden güçlenebilecek insanlar da var.
İntihar davranışı tek bir nedene bağlanamaz. Ruhsal hastalıklar, travmalar, kayıplar, yalnızlık, madde kullanımı, şiddet, ekonomik ve sosyal sorunlar, bedensel hastalıklar ve geleceğe ilişkin umutsuzluk gibi pek çok etken bir araya gelebilir. Bu nedenle intihar davranışını kişisel bir zayıflık, irade eksikliği ya da dikkat çekme isteği olarak değerlendirmek doğru değildir. Bu tür yaklaşımlar gerçeği açıklamadığı gibi, kişinin yardım aramasını da zorlaştırabilir.
2024-2026 Dünya İntiharı Önleme Günü teması olan “İntihar Konusundaki Anlatıyı Değiştirmek”, hepimize önemli bir sorumluluk yüklüyor.
Bu anlatıyı değiştirmek; susmak yerine konuşabilmek, yargılamak yerine anlamaya çalışmak ve “Böyle şeyler düşünme” demek yerine “Bu düşüncelerle ne zamandır mücadele ediyorsun?” diye sorabilmektir.
Anlatıyı değiştirmek, yalnızca kullandığımız kelimeleri değiştirmek değildir. Ruh sağlığı hizmetlerini ulaşılabilir kılmak, damgalanmayı azaltmak, risk altındaki kişileri erken fark etmek ve ihtiyaç duydukları desteğin devamlılığını sağlamak demektir.
Çünkü bazı insanlar yaşadıkları ruhsal acıyı uzun süre kimseye anlatamaz. Kimi zaman anlaşılmayacağını düşünür, kimi zaman yargılanmaktan çekinir, kimi zaman da çevresindekilere yük olmaktan korkar. Dışarıdan hayatına devam ediyor gibi görünürken, iç dünyasında ağır bir mücadele veriyor olabilir. Bu nedenle intiharı önlemenin ilk adımlarından biri, insanın acısını küçümsemeden görebilmektir.
Bazen yardım çağrısı açıkça gelmez. “Artık dayanamıyorum”, “Her şey bitse keşke”, “Ben olmasam herkes daha rahat eder” gibi sözler duyabiliriz. Kişi vedalaşır gibi davranabilir, içine kapanabilir ya da değer verdiği eşyaları dağıtabilir. Bu sözleri ve davranışları hafife almamalıyız.
Yakınımızdaki bir kişinin davranışlarında belirgin değişiklikler olduğunu fark ettiğimizde bunu görmezden gelmemeliyiz. Toplumda sık karşılaştığımız yanlış inanışlardan biri, intiharı doğrudan sormanın kişinin aklına böyle bir düşünce getireceğidir. Oysa “Kendine zarar vermeyi ya da yaşamına son vermeyi düşünüyor musun?” diye açık, sakin ve yargılamayan bir dille sormak, bu düşünceyi oluşturmaz. Aksine, kişinin uzun süredir tek başına taşıdığı yükü anlatabilmesi için bir kapı açabilir. “Yanındayım”, “Bunu tek başına taşımak zorunda değilsin” ve “Birlikte profesyonel yardıma ulaşabiliriz” gibi cümleler destekleyicidir.
Kişinin şu anda kendisine zarar verme niyeti veya planı varsa ya da güvenliğinden emin değilseniz, onu yalnız bırakmayın. Mümkünse zarar verebileceği araçlara erişimi azaltın ve 112’den acil yardım isteyin. Sormak, bütün sorumluluğu üstlenmek değildir. Sormak; fark ettiğinizi, ciddiye aldığınızı ve yardım ararken yanında kalacağınızı göstermektir.
Sağlık kurumları açısından intiharı önleme çalışmaları kriz anında başlayan ve acil müdahaleyle sona eren bir süreç olarak görülmemelidir. Erken fark etme, doğru risk değerlendirmesi, güvenli müdahale, uygun tedavi, taburculuk sonrası izlem ve kurumlar arası iş birliği bu sürecin birbirinden ayrılamayan parçalarıdır.
Medyanın da bu konuda önemli bir sorumluluğu bulunmaktadır. İntihar haberlerinde yöntemi ayrıntılandıran, olayı romantikleştiren, tek bir nedene bağlayan veya sansasyonel başlıklar kullanan yayınlardan kaçınılmalıdır. Sorumlu habercilik yalnızca zarar verme riskini azaltmaz; aynı zamanda topluma nereden yardım alınabileceğini gösterir.
Bir psikiyatrist olarak, ruhsal acının görünür olmasını ve yardım aramanın bir güçsüzlük gibi değerlendirilmemesini önemsiyorum.
Bir hastane yöneticisi olarak ise bu sorumluluğun yalnızca bireylere ve ailelere yüklenemeyeceğini özellikle vurgulamak istiyorum. Yardım isteyen kişinin karşısında erişilebilir, güvenilir, mahremiyeti koruyan ve sürekliliği bulunan bir sağlık sistemi olmalıdır.
Şu anda kendine zarar verme ihtimali bulunan bir kişi yalnız bırakılmamalıdır. Yakınlarına haber verilmeli, 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalı veya en yakın acil servise başvurulmalıdır.
İntiharı önleme, yalnızca bir güne sığdırılabilecek bir farkındalık çalışması değildir. Yıl boyunca sürdürülecek eğitim, iş birliği, erişilebilir sağlık hizmeti ve toplumsal dayanışma gerektirir.
Sessizlik yerine konuşmayı, yargı yerine anlamayı ve gecikmiş müdahale yerine zamanında desteği koyabildiğimiz ölçüde hayatı koruyabiliriz.